Esat DEMİR

Esat DEMİR


6 Mayıs 2016
font boyutu küçülsün büyüsün

AHLAK-HUKUK-GÜÇ-İKTİDAR


        Erdem motivasyonlardan oluşur. Güdü, bir hedefin gerçekleşmesine yönelik eylemin harekete geçiricisidir. Güdünün hangi amacı gerçekleştirmek için eyleme yöneldiği önemlidir. İnsanı erdemli yapan güdülerin yöneldiği hedefi gerçekleştirmeye uygun yapıda olmasıdır. Mesela adil biri, insanlar arası ilişkileri, adil insanların yaptığı şekilde düzenleyebilendir. Ahlaklı olmak, tek başına bir hedefi elde etmeyi değil bunu gerçekleştirmeye uygun insan olmayı da gerektirir. Hukuk erdemli biri olmayı ve öyle kalabilmeyi sağlamaya çalışır. Özgürlükse seçme ve sorumluluk üstlenmeyi gerektirir. Özgürlüklerimiz hukuk tarafından güvenceye alındığı için, bu alanda meydana gelen değerler, yeni gelişmelere ayak uyduracak,  gereksinimleri karşılayabilecek bir sürekli gelişim, değişim içindedir. Devlet de ahlaklı bireylerden müteşekkil adil bir toplum oluşturmak, vatandaşları arasında liyakati esas almak, onların acılarını azaltıp genelde bütün insanlığın genel yararına uygun davranmaya çalışmak ve insanlık ideali uğrunda gitmek zorundadır. Zaten ahlakta hedef kişilerin ötesindedir.

        Ahlak kurallarının tayin ettiği eylemlerin ortak noktası, kişileri aşarak toplumsal bir hedefe yönelmesidir.  Adalet hem usulde hem de neticede olacaktır. Adaletten beklenen sonuç, bütün fert ve grupların menfaatlerinin eşit olduğunu kabullenip aralarında uyum sağlamaya çalışmak olmalıdır. Ancak yurttaşlar da vatandaşlık görevinin gereği olarak kendilerini yasama üyesi gibi düşünüp nelerin yasalaşması gerektiği konusunda sorgulama yapmalıdır. Böylece “kamusal akla” aykırı tutum içinde olan iktidar üyelerinin denetimi sağlanmış olur. Bunu yapmak siyasi haklar ve görevler gibi ahlaki bir görevdir. Yine yargıçlar, milletvekilleri ve diğer yetkililer, kamusal akıl adına, siyasal adalet anlayışlarına göre destekledikleri konulara uygun açıklamalar yapmalıdırlar. Böylece ne adına hareket ettikleri belirlenmiş olur.

          Meclisler yasa yapma yetkilerini nasıl kullanmalıdır? Bireysel özgürlüklerin korunması için öncelikle bu gücün kötüye kullanılmasının önlenebilmesi gerekir. Bir kısım hakların, yasama gücü karşısında dokunulmazlığı vardır. Aristo, yerleşik kurallarla meclisin kendini sınırlı görmemesini reddetmiş, demokrasinin, yerleşik kuralları meclis gücünden daha üstün görmekle olabileceğini belirtmiştir. Hayek, “iradesi sınırlanmamış” bir yasama meclisi fikrinin, demokrasilerde iktidarın yaptıklarının haklılaştırılması amacına çalışacağını, böyle bir toplumda da “adil davranış kuralları”nın iktidar gücünü sınırlamak değil, onu perçinleyecek bir araç olacağını ileri sürer. Zira çoğunluk iradesi doğal olarak “doğru hukuku” yaratacağı fikri yanlıştır. İrade gücünün sınırlanmaması, irade gücünün her şey demek olacağı vehmini yaratır ki, “temel insan hakları”nın bu güç karşısında kuvvetini yitirmesine yol açar. Oysa iktidar iradesi ahlaki değerler ve sosyal gerçekliklerce sınırlanabilmelidir.

         Sorun ahlaki bir takım ilkelerin hukuk sistemi içinde yer alıp almamasından çok, ahlaki kriterlerin herkesçe kabullenilen objektiflik içerip içermemesidir. Böyle bir objektif içeriğe sahip olması durumunda karar vericilerin davranışlarını düzenleyebilmesi ya da sınırlayabilmesini kabul etme eğilimi yükselmektedir. Dolayısıyla ahlaki ilkelerin içinde adalet duygusu, adaletin içinde de evrensel kabuller aranmaktadır. Ahlaki ilkelerin içeriği ile ilgili bir yeniden üretimde, hakkaniyete önem veren bir “haklılaştırma” hukuken dikkate değer bulunmaktadır. Hukuk ve ahlakı ayrı ayrı değerler olarak kabul ederek birbirinin işine karıştırmamak yerine, nasıl birlikte bir evrensel bütünlüğe ulaşılabileciği üzerine ısrarla kafa yormak gereklidir. Zira “en iyi” ye ulaşmak ve insanlığı topyekün bunun etrafında bütünleyebilmek için her ikisinin gücüne birlikte gereksinim vardır.

         Mülkün yani devletin temelini oluşturan “adalet” refaha göre öncelik sahibidir. Kutadgu Bilig’de güneş olarak betimlenen adalet, güzel ahlakın da son şeklidir. Cesareti, hikmeti ve iffeti de bünyesinde barındırır. Bu yüzden vicdanlarda başkalarına yönelik hakkaniyet duygusunun yok olması, toplumda adaletin ortadan kalkmasına zemin hazırlar. Hatta bu duyarsızlık, bir gücü de arkasına aldığında zalimliğe dönüşür. Böylece toplumsal adalet, hakkaniyet duygusu ve birbirine anlayışla yaklaşma eğilimi yok olur. Yine adaletle aynı kökü paylaşan “itidal” ortadan kalkar, sabırsız ve hoşgörüsüz bir toplumsal yapı ortaya çıkar. “Kâr”ı rehber edinen bir anlayış eşliğinde dünya daha mutsuz ve huzursuz hale dönüşür.








Bu yazı 156 defa okundu.







Yorum ekleYorum ekle
Yorumlar


  Henüz yorum yapılmamış





Bu yazarın diğer yazıları






Anket

İnternet sitemizin tasarımından memnun musunuz?
  • Evet,Memnunum
  • Hayır,Değilim
  • Daha iyi olabilir

En Çok Okunanlar