Edebiyat Köşesi

Edebiyat Köşesi


18 Ocak 2016
font boyutu küçülsün büyüsün

DERE, KÖPRÜ VE AYICIK


Gözü, dağın yamacındaki kaynaktan çıkıp küçük kollarla aşağıda birleşen ince ve uzun dereye ilişti.

       Bir zamanlar derenin temiz ve soğuk suyu taşlarda seke seke biraz ileride, yarın kıyısındaki şelaleden dökülüyordu.

       Şelalenin köpüklü suları bembeyaz bulutlar gibiydi.

       Bu manzaradan öyle bir içlenmişti ki göğsü şişti birdenbire.

       Çocukluk hatıraları canlandı…

       Daha dün kadar yakın bir zaman önce bu dere yine vardı. O kadar berraktı ki; suyunu kana kana içebiliyorlardı.

       Bu derenin içinde o kadar çok balık vardı ki el ile yakalayabiliyordunuz. Etrafında rengârenk çiçekler, dallarında envai çeşit meyveleriyle ağaçlar ve alabildiğince çimenler vardı.

       Hele, bir iskemle gibi oturup derenin şırıltısını

dinleyebileceğiniz kayacıklar, bir ömre bedel zenginlik sunuyordu çevreye…

       Derenin diğer yakasındaki bayırda, ormanın kayalarla buluştuğu yerde küçük bir inleri vardı.

       Anne, baba ve kendisiyle beraber dört yavru daha.

       Mutluydular… Sabahın erken vaktinde babası ve kendisi derenin kenarına gelir birkaç balık avlar, sabah kahvaltısına yetiştirirlerdi.

       Annesi hemen yanı başındaki çam ağacını mesken tutmuş arıların peteğinden bal alır, bir güzel ziyafet çekerlerdi ailece.

       Uzun bir zaman böyle geçti hayatları.

       Bahar; güzel kuşların güneşe nazlanarak şarkı söylediği o anlar tekrar geri gelir mi, bilinmez. Fakat bilinen şu ki, hatıraları bile ömre değer.

      “Neydi o günler!” diye iç geçirirken;

        Birdenbire kardeşleri –acaba hayattalar mı, hayattalarsa şimdi nerede ve nasıl yaşıyorlar kim  bilir?- aklına geldi.

        Bir sabah, hafif bir rüzgârın olduğu bir sabah, “İlla, ben de balık avlamaya geleceğim!” diye tutturmuştu en küçük kız kardeşi.

        Ben büyük olduğumdan, laf aramızda, erkekliğe yeni adım attığımdan, kendime güvenim vardı. Bir de, “Kadın kısmı bu işten anlamaz.” diye düşünüyordum.

        Fakat babam, farklı düşünüyor olsa gerek, “Gel bakalım, sen de gel.” dedi, küçük kız kardeşime…

        Aman Allah’ım, kardeşimin o sevincini anlatamam!..

        Derenin hemen kenarındaki küçük kayaların üstünden sekişi hâlâ gözlerimin önünde…

        Bizi takip ediyor, nasıl davranıyorsak aynısını taklit ediyordu.

        Ben, irice bir balık yakaladım. Babamsa benimkine yakın, fakat dört balık yakalamıştı.

        Şimdi eksik olan bir balıktı. Onu da kız kardeşimin yakalamasını istiyordu babam.

        Bana işaret etti, “Bekle ve karışma!” diye…

        Bekledim ve karışmadım. Fakat göz işaretiyle kardeşime, “Elini kayanın altına sok, balıklar orada.” demek istedim.

        Kardeşim elini kayanın altına soktu. Eline, kendine uygun bir balık geldi. İlk kez bir balık yakalamıştı. Öyle bir heyecanlandı ki, balık elinden kaydı. Yakalamak için hamle yapınca dengesini kaybetti ve o temiz, berrak derenin içine düşüverdi.

        Babam ve ben o kadar güldük ki, o günkü kadar kahkaha attığımızı hatırlamıyorum.

       Tüm tüyleri ıslanan kardeşim babamın yardımıyla kenara çıktı.            Nerede o ışıl ışıl parlayan, güzel tüylü kardeşim!

       O gitmiş, yerine çok komik bir yaratık gelmişti sanki.

       Babam, “Olsun yavrum, banyonu erkenden yaptın işte.” dedi. Fakat kahkahayı da bastı yeniden.

         Bu kez kız kardeşim ve ben de katıldık kahkahaya.

         Derken, biraz sert ve sitemkâr bir sesle irkildik birden:

         “Sizi bekliyoruz!” dedi annem.

          Laf aramızda, babam annemden biraz korkardı… Bundan dolayıdır ki benim de hayatım, sonradan hep babama uyardı.

        “Tamam, geliyoruz!” dedi ve dereye atladı babam…

         Eksik ya, bir balık daha almak için.

         Cam gibi, çarşaf gibi berrak derede ayağı kayınca, şimdi de babam düşmesin mi suya!.

         Bir balık daha yakalamıştı ama her yanı ıslanmıştı.

         Bir elinde balık, laf aramızda, olmuştu biraz alık.

         Fakat baba ya, belli etmemeliydi durumu.

         Ben, kız kardeşim ve babam birbirimizi alaylı alaylı süzerken arkadan diğer iki kız kardeşim ve annem basmazlar mı kahkahayı!                Orman inledi, bütün hayvanlar dinledi ve “Şölen var herhalde.” diye düşünen orman halkı, bizim derenin yanı başında türeyiverdi.   

         Bir yanda sincaplar dallarda keyif çatarken, kuşlar havada kanat çırpıyor, hengâmeye katılan çiçekler kokularını esirgemeden yayıyorlar üstümüze. Diğer hayvanlar da bağdaş kurmuş, “Hani bizim yiyecekler?” diye sitemkâr tavırla bekleşiyorlardı.

         Annem, bir koşu ine gitti ve bir sürü fındık, bal ve kurumuş et getirip koydu ortaya.

        Olan olmuştu, takılmıştı ya oltaya, babam dalıverdi yeniden dereye. Çıkardı çokça balık ve önüne attı misafir hayvanların.

        Ortanca kız kardeşimin elinde yeni toplanmış taze, leziz ve nefis otlar…

        Misafirler bu güzelliğe ağızlarını oynatırlar.

        Hele tavşanın küçük yavrusunu görmeliydiniz dostlar!

        Bizim saf tavşan, derenin kenarında suya bakınca bir tavşan görmüş. Üstelik gördüğü tavşanın elinde de bir havuç. Kendine vereceğini zannetmiş olacak ki ‘cup’ diye derenin içine düştü.

        Al bir hengâme daha!

        Tüm misafirlerle derenin içindeyiz birlikte.

         Şarkılarımız derenin şırıltılarına dem tuttu, rüzgâr esmeyi unuttu. Güneş sıcaklığını esirgemedi; bu halay ve şölen akşama kadar sürdü.

        Nasıl da eğlenmiştik o gün…

        Yazık ki bu mutluluk çok kısa sürdü.

        Bir gün, hatırladıkça hüzünlendiğim bir gün;

        Şapkalı adamlar ellerinde bir sürü aletle derenin yanına geldiler. Ölçtüler, biçtiler… Birkaç ağacı da kestiler.

        Ertesi sabah tekrar geldiler. Bu kez, ormanın o güzelim sessizliğini bozan gürültülü makinelerle…

        Büyük bir kaya vardı, çok direndi bu duruma. Ne çare ki o da yenildi üç beş dinamit lokumuna.

        İki ayda köprü yapıldı yamacın yan tarafına.

        Duman ve gürültü çıkaran araçlar özgürlüğümüzü aldı.

        Kendini bilmezler çoğaldı ve huzurumuz kaçtı.

        Çekildik ormanın derinliklerine.

        Yetmedi, yol yapmak içim ormanın içlerindeki ağaçları da kestiler.

        Onlar kestikçe biz de çekildik dağın yamaçlarına.

        Dağın yamaçlarında ağaç yok, kırlar yok, arılar ve ballar da yok…

        Kalmadı hiçbir şey…

        Güya piknik yapmaya geldi insanlar. Derenin kenarında naylondan poşetler, artıklar… Artık kirlendi her yer. Kırlarda kalmadı çiçekler, çimenler…

        Garip bir şey içmeye başladılar. Sonra da saçma hareketleri türedi, taşkınca…

        Köprünün ayaklarını doldurdular siyah siyah lastiklerle. Şelalenin berraklığı, gümüşî bulutluğu kayboldu. Artıklar öbek öbek oldu kıyısında. Dere durgunlaştı; pis bir göle dönüştü.

        Nerede o balıklar? Yerine siyah kurbağalar üşüştü.

        Kendini bilmez sarhoş avcılar, ellerindeki çiftelerle önce annemi sonra da babamı vurdular…

        Yetim kaldık!..  Aç kaldık!...  Ailem dağıldı!..

        Ormanın diğer sakinleri de kayboldu bir bir…

        Ben bir kapana yakalandım.

        Sonra da kendimi, elinde sopa olan bir adamın yanında buldum.

        Ayağımın altına kızgın bir şeyler koydular. Ellerinde güm güm diye ses çıkaran bir şeye vurur dururlar…

       Ben acıdan zıplarken, etrafımda beni seyredenler de zevkten zıplıyorlardı.

       Ormanda; doğduğum yerlerde çekmediğim kadar açlık ve eziyet çektim.

       Hayat, kahır ve eziyetle devam ederken zamanın önüne geçilemez ilerleyişinden ben de nasibimi aldım. Artık yaşlanmıştım… İş göremez olacağım anlaşılınca postuma göz dikti beni kızgın demirlerde sopayla oynatan adam.

       Hâlâ nasıl oldu bilmem, sığındım Yaradanıma…

       Ay, ışıklarını benim için gizlediği bir gece görünmeden kaçtım. İşte, anlattığım dağın yamaçlarına…

       Bu sabah, hatıraları canlandırmak için inmiştim derenin kenarına.

       Bozulan doğa, kirlenen dere, kaybolan balıklar hâlâ yaşar hatıralarımda.

      Değer miydi?

      Dengesini bozmanın doğanın

      Ve

      Sonra

      Akıbeti meçhuldü ayının

      Girmişti artık dönülmez karanlıkların sokağına…








Bu yazı 193 defa okundu.







Yorum ekleYorum ekle
Yorumlar


  Henüz yorum yapılmamış





Bu yazarın diğer yazıları






Anket

İnternet sitemizin tasarımından memnun musunuz?
  • Evet,Memnunum
  • Hayır,Değilim
  • Daha iyi olabilir

En Çok Okunanlar